2020 KOMPOZİSYON YARIŞMASI

YAĞMURLA BİRLİKTE GELEN GEÇMİŞİM

Mart ayının sonlarıydı. Havanın bi’ hayli kararsız olduğu, gün içinde mevsim değişen zamanlardı. Şemsiye almadığımdan çat kapı gelen yağmurla birlikte koşturmaya başlayarak 13.45 vapuruna yetişmeye çalışıyordum. Neyse ki tam görevliler kapıları kapatırken yetişmeyi başarmıştım. Nefes nefese merdivenleri çıkıp pencere kenarı gördüğüm ilk yere oturdum. Çantamdakiler ıslanmış mı diye kontrol ettikten sonra soluklanarak kafamı kaldırdığımda yıllar öncesinden ama bir o kadar da yakın olan simayı gördüm. Ve ağzımdan adı döküldü bi’ anda: ‘’Özgür?’’

Birbirimizi neredeyse 7 yıldır görmüyorduk, hiç konuşmamıştık da. Ne diyeceğimi bilemedim, ki bence o da aynı durumdaydı. ’’Nasılsın?’’ dedi. ‘’ İyiyim’’ dedim. İyi miydim bilmiyorum. İyi olmasam bunu ona söyler miydim bunu da bilmiyorum .Bildiğim bir şey varsa o da kalp ritmimin değiştiğiydi. Üniversite bittikten sonra neler yaptığımızı konuşmaya başladık. Önce ikimiz de farklı şehirlerde işe başlamışken büyük şehir alışkanlığıyla tekrardan İstanbul’da bulmuştuk kendimizi. Vapurdaki konuşmamız müzisyenlerin şarkıya başlamasıyla bölündü. Sessizlikle birlikte pencereden dışarıya doğru daldık. Çok şey merak ediyordum. Değişmiş miydi, neler yaşamıştı bu 7 yılda? O an gözüm anlık olarak onun eline kaydı. Yüzük yoktu. Ama belki de sevgilisi vardı. Geçmişe döndüm bi’ an. Üniversitede daha kendimizi yeni tanımaya başladığımız zamanlarda birbirimizi tanımıştık. Diğer sevgililik ilişkileri gibi değildi bizimkisi. İnsanın en yakın arkadaşlarına, ailesine hatta kendisine bile zor açtığı konular vardır. Dünyada bir tek onunla paylaştığım şeyler vardı. Çünkü O bendi, ben O’ydum. Öyle herkes bilmezdi bizi. Sosyal medyada ilan etmezdik aşkımızı. Fakat ısrarlarıma dayanamayıp takmasına ikna ettiğim sarı bereli fotoğrafı telefonumda duruyordu hala. Onla olduğumuz 2 sene boyunca haftada en az bir kez Kadıköy-Beşiktaş vapurunda bulurduk kendimizi. Yağmurda yürümeyi sevmezdi ama ben yürümeye başlayınca arkamdan koşarak ‘’Tamam tamam bekle.’’ diye seslenirken yetişirdi bana.

Sonra ne mi oldu? Her güzel şeyin bittiği gibi bitti bizimki de. Daha doğrusu o benden ayrıldı da yıllar boyu ben ondan ayrılamadım içimde. Yolumun onunla olacağına o kadar inanmıştım ki. Bu kadar inanınca insan bir de olmayınca tarifi zor olan bir boşluğa düşüyor. Nedeni olmadan o beni istemedi, bense onu nedensizce çok istedim. Bu daldığım düşüncelerden insanların hareketlenmesiyle çıkabildim. Galiba varmıştık. Yan yana fakat konuşmadan indik vapurdan. İnince bi’ sigara yaktı. O içmeye başlayınca ben de bi’ tane çıkardım çantamdan. ‘’İçmezdin sen.’’ dedi. ‘’Yıllar önceydi o.’’ dedim. Tekrar sessizlik oldu. Bir sigaralık vaktimiz kalmıştı ayrılmaya. Yüzüne baktım o uzaklara bakarken. Bir daha göremeyeceğimi hissettiğim insanların yüzünü ezberlerim. Değişmemişti yüzü. Sigaralar da bitince ayrılma vakti gelmişti. İkinciyi yakmak absürt olurdu ama elimden gelse o anı uzatmak için bir paket bitirirdim orası ayrı. ‘’Kendine iyi bak Özgür.’’ ‘’Sen de.’’ Yine her şeyi bir ‘kendine iyi bak’a sığdırıp ayrıldık. Döndüm arkamı, yürümeye başladım. Yağmur yağıyordu hala ama aldırmıyordum. Hem gözyaşlarımın yağmurla karışması iyi bile sayılırdı, insanların ağlayan ilk insanı görmüş gibi bakmalarına maruz kalmazdım. Yürümeye devam ederken mendil satmak isteyenleri reddettiğim yetmiyormuş gibi şimdi de çiçekçi teyze durdurmaya çalışıyordu. Ah be teyze onlarca mutlu çift varken etrafta beni mi buldun?! Ben hızlıca ilerlerken ‘’Dur be kızım al şu kâğıdı da yoluma gideyim ben de.’’ dedi ve tutuşturdu elime. Açtım hemen ve arkamı döndüm. Kâğıtta ‘’Yürüyelim mi o ağaçlı yolu yine birlikte?’’ yazıyordu.  Yağmur yağıyordu, gülümsedim, arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Çünkü koşar adım ‘’Beklesenee’’ diyerek peşimden geleceğini biliyordum.