2020 KOMPOZİSYON YARIŞMASI

KENDİM OLDUĞUM YOL

  Adım Sema, bugün bu yazıda size kendimden, aslında hikayemden bahsedeceğim. Muhafazakar bir ailenin ikinci kız çocuğu olarak doğdum. Sevilmedim diyemem, elbette sevildim, ama en çok ailemin olmamı istediği kişi olduğum zamanlarda sevildim. Okul başarılarımla değil dini başarılarımla gurur duyan bir ailenin çocuğuydum. Karnemi hevesle getirdiğimde ’’Her zamanki gibi .’’ diyen bir ailenin çocuğuydum. Hem de her zamanki hepsi  5 demek olmasına rağmen. Hayatımı anlatırken hep iki döneme ayırıyorum: ailemi memnun etmeye çalıştığım ve ailemi memnun edemeyeceğimi anladığım iki ayrı dönem. Birincisinden başlayacağım. Olmamın, olmam gerekenin tek kalıba sokulduğu çok oldu, yaşım küçük olmasına rağmen çok fazla beklentiyle karşı karşıya kaldım. Bu beklentiler her zaman teoride olmadı, günün birinde pratiğe dökmem de istendi. Henüz ortaokulda olmama rağmen, annem ısrarla başörtüsü takmamı istiyordu. Küçük bir mahallede yaşıyordum, etrafımdaki tüm kadınlar kapalıydı, normal olanın ya da olması gerekenin bu olduğu yanılgısına düştüm. 14 yaşıma girdiğimde, 7. sınıfın yazında başörtüsü takmaya başladım ve bunun tamamiyle benim özgür seçimim olduğuna inandım.

  Sınav sonuçları açıklanıp bir Fen Lisesi’ne yerleştiğimde, aslında kendi mahallemden çıkıp farklı insanlar da gördüğümde, olması gerekenin başörtüsüyle bir alakası olmadığını anladım. Aileme açılmak istediğimi ilk söylediğimdeki tepkilerini hatırlıyorum, şiddet tehditi almıştım. Elalem ne der, konu komşuya ne deriz kaygıları; benim ne hissettiğimden çok önde geliyordu. O zamanlar küçüktüm ve korkmuştum, bu korku beni susmaya itti. Alışmaya, istediğimin bu olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım. Derdim ne dinleydi ne de ailemle, başörtüsünü çıkarmak isteme sebebim de din düşmanlığı değildi zaten, özgür seçimlerdi. Ben özgür seçimimi yapamıyordum, izin verilmiyordu. Birisi her gün bana zorla aynı tokayı taktırsa da zorlama olurdu, bir başörtü taktırsa da. Tabi ki, bu başörtü size toplumda ayrıca yasaklar da veriyordu. Öyle gülme, böyle yapma, onu giyme. İslamın vitrini başörtülü kadınlarmış gibi, ne yapsam sanki dinin temsilini bozuyormuşum gibi davranılıyordu. Kendimden, aynaya yansıyan görüntüden nefret ettiğim oldu. Sokağa çıkmak istemiyordum, kimseyi görmek istemiyordum, evimde kitaplarımla bir de beni yaşama sıkı sıkı bağlayan kemanımla kalmak istiyordum. Bir süre sonra, aslında tam olarak 3 yıl sonra, 11. Sınıfın yazında, aileme açılacağımı söylemeye karar verdim. Bu ne bir izindi, ne istek. Yapacaktım, emindim,  haber veriyordum bir noktada. Bu denli kararlı bir şekilde karşılarına çıktığımda hayır diyemediler ama bizim evladımız olmazsın dediler, bizim için önemin olmaz dediler. Kendime verdiğim önem, olmak istemediğim biri olmanın benden aldığı özsaygı ailemin bana verdiği önemden daha az değerli değildi. Kararım bir şekilde kabul görmüş olsa da o dönem asla tam anlamıyla içselleştirilmedi. Kedim, beslenme düzenim, yaptığım herhangi bir şey ailem için kavga sebebi olabiliyordu. Seneye sınava girecektim ve o yaz, sınav senemi ailemle geçirmenin enim için ne kadar zor olacağını fark ettim. Ablam Rize’de okuyordu ve arkadaşlarıyla bir evde kalıyordu, o dönem benim evden uzaklaşmamın iyi olacağı konusunda herkes hemfikirdi zaten. Fen Lisesi’nden Anadolu Lisesi’ne sayısaldan eşit ağırlığa geçtim.  Çünkü kendi kararlarımı vermeye başladığımda arkası gelmişti ve ben ekonomi okumak istediğime emindim, kimileri için anlamsız olsa bile, saçma olsa bile. Bölümümü değiştirdim ve sınava hazırlanmaya başladım. İlk defa ailemden uzakta yaşıyordum, kendi yemeğimi yapıyordum, kendi bulaşığımı yıkıyordum.  Çok kolay değildi ama kendim olmanın verdiği güç yaşadığım her andan zevk almamı sağladı. Okuldan eve gelip temizlik yaptıktan sonra kütüphanede sabahladığım geceler oldu, ev arkadaşlarımın yükümü hafifletmek için bana yardımcı olduğu zamanlar oldu. Ablam her zaman hiç bırakmadan elimden tuttu. Öğretmenlerim kararlılığımı görünce yardım etmek için ellerinden ne gelirse yaptılar. Sene sonunda eşit ağırlıkta ilk 8 bine girdim. Tercihlerim sonucunda İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümüne yerleştim.

 Hayatımın ailemin yanında yaşadığım kısmı buradan gidince kendim olacağım demekle geçti, Rize’deki kısmı üniversiteyi kazandığımda kendim olacağım demekle. Bugün 19 yaşındayım, istediğim şehirde, istediğim üniversitedeyim. Kim olduğumu, ne yapmak istediğimi çok iyi biliyorum.  Hazırlık sınıfındayım, okulda İngilizce öğrenirken dışarıda kendi çabalarımla Almanca öğreniyorum. Bölümümle ve ilgi alanlarımla ilgili konferanslar, sunumlar kovalıyor hepsine gidiyorum. Kendim oluyorum ve kendim olmakla gurur duyuyorum. Yaşadığım onca baskıdan sonra, geldiğim noktada yaşadığım her andan keyif alıyorum. Aileme ise kızgın değilim; böyle yetiştiklerini, doğru olanın bu olduğunu sandıklarını biliyorum. Bir yandan keşke bunlar hiç yaşanmasaydı derken bir yandan da diyorum ki iyi ki yaşandı, ailem beni kim olmak istemediğim konusunda emin hale getirdiğinde kim olmak istediğim üzerine düşündüm çünkü. Kendimi buldum, ben oldum. Bugünlerde ailemle de her şey daha iyi, olduğum kişiyi kabullenmiş görünüyorlar. Yolunuzu bildikten sonra, tanıdık tanımadık birçok insan oluyor yanınızda. Okuldaki öğretmenlerim, hikayemi bilip bana destek olan insanlar, derneğimiz, arkadaşlarım elimi hiç bırakmıyorlar. Ben de biliyorum ki bu yolda bir daha asla yalnız yürümeyeceğim.  Kendim olmanın verdiği güçle, bana inana herkesin daima gurur duymasını sağlayacağım.