2020 KOMPOZİSYON YARIŞMASI

DEVAM ETMEYİ BEKLEYEN EN ÖZEL ÖYKÜM

Benim kahramanlıklarımı anlatabileceğim bir öyküm olmadı hiç. Hayat önüme öyle aşılması çok zor engeller çıkarmadı, evet tozpembe mükemmel bir hayatım da yoktu belki ama arkamda hep zor zamanlarımda sığınabileceğim annem vardı. Hangi yemeği yiyeceğimi seçemeyince bile annemi aradım ben, evet bunu gerçekten yaptım çünkü herkes böyle yapmaz mıydı? Ne kadar büyürsek büyüyelim en basit sorunlarımızda bile annemize koşmaz mıydık? Koşamazmışız… Ne kadar zorlansak da, kocaman dünyaya karşı küçücük kalsak da annemize koşamazmışız. Bu yüzden ben size kendi öykümü değil, beni bambaşka bir dünya ile tanıştıran küçük kardeşimle bizim öykümüzü anlatmak istiyorum. 

Yirmi yaşımda dünya bana bir kardeş daha hediye etti. Onunla tanıştığım ilk gün hayatımın en mutlu, en unutulmaz anıydı. İlk karşılaşmamızda hiç konuşmadan sadece gülmüştük biliyor musunuz? Gülmek için tanışmamıza gerek yoktu, sadece varlığımla onun mutlu olmasını sağlamıştım. Oysa bana hayatımın en anlamlı anını hediye etmişti.  Kardeşimin bana söylediği ilk şey ‘ sen de benim ablamsın değil mi?’ oldu. Ben zaten on yedi yıldır ablaydım, abla olmayı çok iyi biliyordum ama birinin hayatında tek olmak, ilk kez deneyimlediğim bir şeydi. Ben artık yaşamla tek başına mücadele eden minik bir çocuğun da ablasıydım. O başı sıkışınca annesini arayamazdı, kardeşinden yardım isteyemezdi, onun hayatında kimse yoktu ki zor zamanlarında yardımına koşsun. 2017 yılının kışında küçük kardeşim bana herkesin en küçük sorunlarında annesini arayamayacağını işte böyle öğretti.

İlk konuşmamızı ‘ topumu saklar mısın ?’ takip etmişti. Bir top neden bu kadar önemliydi o zaman anlayamamıştım. Bilmiyordum ki ona ait olan tek şeyin diğer çocuklardan zorla aldığı sarı top olduğunu. Ve bir de artık ben vardım değil mi? Kısa süreliğine sadece onun ablası olan bir yabancı. İlk günümüzü diğer çocuklar topumuzu almasın diye saklayarak geçirmiştik. Sadece bir top saklayarak saatler nasıl geçer diye düşünebilirsiniz ama o kadar hızlı geçmişti ki. Veda vakti hiç istemesek de sonunda gelmişti. Saatlerce top sakladığım küçük arkadaşım bana küsmüştü. Ben onun ablası olacaktım madem; niye onu yine yalnız bırakıyordum. O anki çaresizliğimi bugün bile hissediyorum. Onunla kalmaya gücüm de yoktu, hakkım da. Ama ona ne kadar değer verdiğimi gösterebilirdim değil mi? Bilmiyorum neden ama ona olan sevgimi göstermenin en kolay yolu onu öpmek gibi gelmişti, belki de onu kimsenin öpmediğini içten içe bildiğim içindi. Küçük bir öpücüğün beni daha büyük bir çaresizliğe taşıyacağını nereden bilebilirdim. Ben sadece küçük arkadaşımı öpecektim. Küçük arkadaşımı öptüm ama çaresizliğim yok olmak yerine katlanarak arttı. Hayat bana daha büyük bir sürpriz hazırlamıştı. Çevrem birden onları öpmemi isteyen küçük çocuklarla sarılmıştı. Hepsi sadece küçücük bir öpücük için yarışıyorlardı. Onlarca çocuk koca dünyadan, sadece biraz sevilmeyi istiyordu. Onlar bir öpücük istiyorlardı bense gittikçe daha da çaresiz eşiyordum. Elimde sadece bir öpücükle onlarca minik bedenle karşı karşıya kalmıştım. İçlerinden birinin beni o sarmaldan çekip çıkarttığını anımsıyorum.

Gözünde bir damla yaşla tüm çocuklardan ayrı, duvarın arkasına sığınmıştı çocuk. Sonra kapı kapandı. Kapının önünde terkedilme duygusuyla tekrar baş başa kalan küçük bir çocuk, diğer tarafta çaresizliğin altında ezilmiş, dünyaya karşı ne kadar güçsüz olduğunu fark eden yirmi yaşında genç bir kadın. İlk görüşmemiz böylece bitmişti. Bir sonraki görüşmemize kadar kendime gelememiştim. Oraya gittiğimde ‘beni istemeyecek’ diye ölümüne korkuyordum. Ben de diğer herkes gibi onu terk etmiş sayılırdım değil mi? Sonuçta bende onu arkada bırakmıştım. Onunla kalmak için sonsuz bir isteğim vardı ama yeterince gücüm yoktu. O gün arkadaşım bana her terk edişin isteyerek olmadığını da öğretmişti. Bir sonraki görüşmemiz nasıl oldu dersiniz? Ben onun gönlünü nasıl alırım diye düşünürken, minik arkadaşım beni kocaman yüreğiyle koşarak karşılamıştı. Yüzüne kapanan kapıyı sıcacık bir gülücükle bana açmıştı. Ne kadar mutlu olduğumu sizlere anlatamam.

2017 yılının kışında başlayan arkadaşlığımız yaza kadar sürdü. On beş çocuğun arasından kapıyı kapatan ve açan hep benim minik arkadaşım oldu. Saniyelerin bile, kısıtlı zamanımızda ne kadar önemli olduğunu biliyor gibiydi. Minik arkadaşımla öykümüz haftalar sonra gülerek bitti. O hayata karşı yine tek kalmıştı belki ama hatıralarında onu hep düşünen, tekrar karşılaşmayı umutla bekleyen ablası vardı. 2017 yılında İstanbul’da bir sevgi evinde geçirdiğim o haftalar benim en özel öyküm. Bana birçok şey öğreten minik arkadaşımsa bu hayatta tanıdığım en güçlü insan. Küçük kardeşim, ablan seni hiç unutmadı, gelecekte ara verdiğimiz öyküyü devam ettirmek için onu bulmanı bekliyor. 

Berna Selin